NÜFUS HAREKETLERİ (GÖÇLER)

Bilgi Rehberi tarafından 23 Eylül 2011 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Göç: İnsanların doğal, ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı sürekli yaşadığı yerlerden başka yerlere tolu olarak veya bireysel olarak yerleşmeleri olayına Göç denir.
Göç olayının temelindeki faktör insanların geçimlerini sağlamak için tarım, hayvancılık, açısından elverişli yerleri elde etme isteğidir. İnsanların nüfusları artınca doğal kaynaklar artan nüfusu beslemekte yetersiz olduğu yerlerden, tarım hayvancılık potansiyeli fazla olan yerlere doğru gitmektedirler.
Göçler bireysel veya toplu olabilir. Bu olay sürekli veya geçici olabilir. Göç olayları bazen gönüllü, bazen de zorunlu olabilir. Göçler bazen kısa mesafeli olduğu gibi, bazen de uzun mesafelerde gerçekleşebilir.
Devamını Oku

Jeolojik Zamanlarda Türkiye

Bilgi Rehberi tarafından 11 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Türkiye arazisi, Pangea adlı büyük kıt`anın parçalanmasını izleyerek oluşan kuzey kıt`ası (Laurasia) ile güney kıt`ası (Gondwana) arasında kalan Tethys (Tetis) denizinin yer aldığı geniş tortulanma alanında oluşmuştur. Ülkemiz bütünüyle Alp-Himalaya Orojenik Kuşağı içinde bulunmaktadır. Ülkemizde yer şekilleri, çeşitli jeolojik devirlerde oluşmuş arazilere ve bunların özelliklerine de bağlıdır. Jeolojik zamanlar dört evrede incelenmektedir.

1. Birinci Jeolojik (Paleozoik) Zaman: Tetis jeosenklinalinde biriken tortullar yer yer kıvrılarak yükselmiştir. Kıvrılma esnasında, tortullar metamorfizmaya (başkalaşım) uğrayarak sertleşmiş ve birinci zaman sonlarında şiddetli aşınmalar sonucunda düzleşmiştir. Daha sonraki orojenik (dağ oluşumu) hareketleri yölendiren bu eski kütleler, sırasında zaman zaman parçalanmıştır. Faylarla parçalanan bu eski kütlelerin bir kısmı yükselirken, bazıları da çökmüştür. Trakya, Batı Anadolu, Doğu Anadolu ve İç ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde geniş yer kaplayan birinci zaman arazileri ülkemezin temelini oluşturur. Masif adı da verilen bu sert kütlelerin başlıcaları, Trakya`da Yıldız, Batı Anadolu`da Sarıhan, – Menteşe, İç Anadolu`da Kırşehir masifleridir. Bunlardan başka, kuzeyde Devrekani, Güneydoğu Anadolu`da Mardin-Derik civarı, Doğu Anadolu`da Bitlis ile Akdeniz Bölgesinde Anamur – Alanya arası, bu zamanda oluşan metamorfik arazilere örnek teşkil eder. Yine, Zonguldak çevresindeki taş kömürü yatakları da bu zamanda oluşmuştur.

2. Jeolojik (Mezozoyik) Zaman: Tetis jeosenklinalinde biriken tortullar, ikinci zamanın sonundan itibaren kıvrılıp yükselerek su yüzeyine çıkmıştır. Günümüzde eski (yaşlı) oluşumlar olarak anılmaktadır.

3. Üçüncü Jeolojik (Tersiyer) Zaman: Üçüncü jeolojik zamanda, Anadolu`nun bulunduğu yerdeki jeosenklinalinde biriken tortullar kıvrılmaya başlamıştır. Bu kıvrılma hareketleri sonucunda geniş deniz çanakları daralmaya ve kaybolmaya başlamıştır. Bu zamanın ortalarında, Anadolu kütlesinde karalaşma hızlanmıştır. Alp orojenik hareketleri en şiddetli safhasına ulaşarak, Kuzey Anadolu ve Toros Dağ kuşakları oluşmuştur. Daha sonra Anadolu`nun iç kısımları göllerle kaplanmıştır. Aynı dönemde nemli ve sıcak iklim şartları altında, tropikal ormanlara benzeyen gür bir bitki örtüsü yetişmiştir. Bu bitki örtüsüne bağlı olarak zamanla göl ortamlarında biriken organik malzemeler, günümüzdeki linyit yataklarının oluşumunu sağlamıştır. Üçüncü jeolojik zamanın sonlarında Anadolu`nun iç kısımlarında oluşan göller çekilmeye başlamış ve karalar genişlemiştir. Sıcak iklimin etkisiyle İç ve Doğu Anadolu’daki tuz yatakları bu zamanda oluşmuştur. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki petrol alanlarının yer aldığı araziler de bu döneme aittir.

4. Dördüncü Jeolojik (Kuaterner) Zaman: Kuaternerde, daha çok orta kuşakta kalan diğer alanlar gibi, ülkemizde de iklim değişmeleri ön plana çıkmıştır.

www.e-bilgi.net

Türkiye’nin Akarsuları

Bilgi Rehberi tarafından 11 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Türkiye, iklim koşulları ve yer şekillerinin çeşitliliğine bağlı olarak sık bir akarsu ağına sahiptir ancak bu akarsuların boyları çok uzun değildir ve akarsuların çoğunda taşımacılık yapılamaz.
—Türkiye’nin bir yarımada oluşu ve dağların genellikle kıyılara paralel sıralar hâlinde uzanması, uzun akarsuların oluşmasını engellemiştir. Dolayısıyla akarsularımızın uzunlukları fazla değildir.  Kıyılarımızdaki dağlardan kaynağını alan akarsular, kısa bir yol aldıktan sonra denize ulaşır. Bu nedenle bu akarsuların boyları oldukça kısadır. Kaynağını iç kesimlerden alan akarsularımızın boyları daha uzundur.
Bununla birlikte en uzun akarsuyumuz olan Kızılırmak’ın boyu (iç Anadolu’da genişçe bir kavis çizdiği hâlde) 1355 km’yi ancak bulur.
—Akarsularımızın diğer bir özelliği de, taşıdıkları su miktarının az olmasıdır. Türkiye’nin büyük bir bölümünün yarı kurak iklimin etkisinde olması nedeniyle az yağış alması bunun başlıca nedenidir. Akarsularımızın taşıdıkları su miktarı azlığının diğer nedeni de, akarsu havzalarının dar oluşudur. Akarsularımızın boyları kısa, kolları da az olduğundan doğal olarak taşıdıkları su fazla olmamaktadır. Ancak, her mevsim yağışlı olan Doğu Karadeniz Bölümünün akarsuları, her zaman bol su taşımaktadır.
Akarsularımızın rejimleri düzenli değildir. Türkiye’de yağış rejiminin düzensiz oluşu, ilkbahardaki kar erimeleri ve yazın buharlaşmanın fazla olması, akarsularımızın taşıdıkları su miktarının yıl boyunca büyük değişikliklere uğramasının başlıca nedenleridir. Akarsularımızın tümünde, su seviyesinin en düşük düzeyde olduğu dönem, yaz mevsimidir. Bu dönemde bazı akarsular tümüyle kurur. Sonbahar yağmurlarının başlaması ve buharlaşmanın azalmasıyla akarsu düzeylerinde yükselme başlar. Akarsularımızın büyük bir kısmında su seviyesinin en yüksek düzeyde olduğu dönem, ilkbahara rastlar. Bu dönemde yağışların artması ve kar erimeleri nedeniyle akarsuların su düzeyleri oldukça yükselir.
—Yataklarının fazla eğimli oluşu, akarsularımızın bir diğer özelliğidir. Bu nedenle akış hızları fazladır dolayısıyla erozyonu hızlandırıcı etkileri fazladır. Bol alüvyon taşır ve denizlere döküldükleri yerlerde deltalar oluştururlar. Türkiye’deki akarsuların genellikle denge profilini almamış olmaları, Türkiye’nin III. ve IV.  jeolojik zamanda şekillenmiş olmasından başka bir deyişle genç arazi yapısından kaynaklanmaktadır.
Akarsularımızın hidroelektrik üretimine çok elverişli olmaları da dar ve derin vadiler oluşturmalarının bir sonucudur. Bu nedenle ülkemizde çok sayıda baraj yapılmış ve hidroelektrik santrali kurulmuştur.
—Akarsularımızın çoğu, dağlık kesimlerden inmektedir. Taşıdıkları kum ve çakıllarla yataklarını doldurdukları için denize yakın kısımlarında bile ulaşıma elverişli değildir. Yalnızca Kocaırmak, kıyıdan 7 km iç kısma kadar ulaşıma olanak verir.
Akarsularımızın, balıkçılık yönünden önemli bir potansiyele sahip olduğu söylenebilir. Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya ağızlarında avlanan balıklarının yumurtalarından havyar elde edilir. Van Gölüne dökülen akarsuların ağızlarında da inci kefali denilen balık türü bolca avlanmaktadır. Diğer akarsularımızda da kefal, sazan, alabalık, yayın vb. balık türleri bulunmaktadır.

Her akarsu, bütün kollarıyla birlikte, belirli bir bölgenin sularını toplar. Akarsuyun sularını topladığı alana, o akarsuyun su toplama alanı ya da havzası denir. Aynı deniz ya da göl dökülen akarsular da o göl ya da denizin havzasını oluşturur: Karadeniz havzası, Marmara havzası, Van Gölü havzası gibi. Bir havzanın büyüklüğü, yer şekillerinin özelliklerine ve eğime göre değişir. Sözgelimi; Ege ve Marmara havzaları oldukça dar, Karadeniz havzası ise geniştir.
Yurdumuzdaki başlıca su bölümü çizgisi, genel doğrultu olarak kuzeydoğu – güneybatı yönünde uzanır. Çoruh -Yeşilırmak – Kızılırmak – Ceyhan, Aras ve Fırat havzaları bu çizgi ile ayrılır.
Bazı akarsularımız da sıcaklığın etkisiyle buharlaşarak veya yer altına sızarak kaybolur. Suların denize ulaştırmayan alanlara kapalı havza denir. Yurdumuzda Tuz Gölü ve Van Gölü ve çevreleri ile Göller Yöresi birer kapalı havzadır.

Bazı akarsular kaynağını yurdumuzdan alır, sınırlarımızın dışında denize ulaşır (Aras ve Kura nehri gibi). Bazı akarsular da sınırlarımızın dışında doğup, yurdumuzda denize dökülür (Asi ve Meriç nehirleri gibi).
Akarsular bakımından en zengin bölgemiz Karadeniz Bölgesidir. Çoruh, Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Sakarya gibi büyük akarsularımız Karadeniz’e dökülür. Yeşilırmak taşıdığı alüvyonlarla Çarşamba, Kızılırmak da Bafra delta ovalarını oluşturmuştur. Karadeniz’e ayrıca çok sayıda küçük çay ve dere akar.
Topraklarımızda doğup sınırlarımız içerisinde denize dökülen en uzun akarsuyumuz Kızılırmak’tır. Susurluk Çayı, Marmara denize dökülen akarsuyumuzdur. Bu denizimize dökülen diğer akarsular küçüktür.

Sakarya Nehri, Marmara Denizi’ne dökülür ve dört coğrafi bölgemizden geçen tek akarsuyumuzdur (Ege, Marmara, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgeleridir).
—Ege Bölgesi’nin akarsuları, kıyıya dik uzanan dağ sıraları (horst) arasındaki alçakta kalan ve graben adı verilen alanlara yerleşmiştir. En önemlileri Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes’tir. Bu akarsular, aktıkları çöküntü (graben) alanlarına taşıdıkları alüvyonları biriktirerek alüvyon ovaları oluşturmuşlardır.
—Akdeniz’e dökülen başlıca akarsularımız Aksu, Manavgat Çayı, Göksu, Seyhan ve Ceyhan’dır. Göksu, taşıdığı alüvyonlarla Silifke Ovası’nı, Seyhan ve Ceyhan da Çukurova delta ovasını oluşturmuştur. Kaynaklarını yurdumuzdan alan bazı akarsularımız, sınırlarımızın dışında denize ulaşır.
—Doğu Anadolu Bölgesi’nden doğan Fırat ile Dicle, Basra Körfezi’ne dökülür. Yine Doğu Anadolu’daki Aras ve Kura, Hazar Denizi’ne dökülür.

Çoruh da komşumuz Gürcistan’da Karadeniz’e ulaşan akarsuyumuzdur Asi ve Meriç nehirleriyse kaynakları sınırlarımızın dışındadır. Asi Nehri Lübnan Bekaa Vadisi’nin doğu kısmından doğar ve ülkemizde Hatay’dan Akdeniz’e dökülür. Asi Nehri’nin toplam uzunluğu 450 km. olup, nehrin büyük bölümü Suriye toprakları içinde bulunmaktadır. Antakya ile Akdeniz’e arasını doğal suyolu bağlanmış olan Asi Nehri’nin ortalama su debisi 30 m3/sn dir.

Meriç Nehri, Yunanistan ile Türkiye sınırının bir kısmını oluşturan, Bulgaristan’da doğarak Türkiye’ye giren ve Edirne’den Ege Denizi’ne dökülen ırmaktır. Meriç Nehri, aşırı yağışlarda taşkınlara sebep olur.

Not: Karadeniz Bölgesinde çok sayıda dere, su ve küçük çaylar olduğunu daha önce belirtmiştik. Bunlara bir tane örnek vermek gerekirse Gelevara Deresi…

www.e-bilgi.net

Mustafa YİĞİT

Coğrafya Öğretmeni

Türkiye’nin Jeopolitik Konumu ve Önemi

Bilgi Rehberi tarafından 7 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Türkiye, Dünya haritasında önemli bir yere sahiptir. Sebebi de, Türkiye’nin Asya ile Avrupa kıtaları arasında bir köprü olmasıdır. Balkanlar’ın, Kafkasya’nın ve Ortadoğu’nun gövdesidir. Bu civarda yaşayan ülkeler deniz yollarını kullanmak için Türkiye’yi çevreleyen denizlerden geçmek zorundadır.

Türkiye, Batı uygarlığı ile Doğu uygarlığının bir sentezidir.  Batıda yeşeren demokrasi, gelişerek Türkiye’ye de ulaşmıştır. Türkiye’den Doğuya gidildikçe demokrasi yönetimi kaybolmaktadır. Yani Türkiye demokrasisiyle de bir geçiş köprüsüdür.

Gelişmiş Avrupa ülkelerinin doğal zenginlik kaynakları tükenmek üzeredir. Doğal zenginlik kaynakları (doğal gaz, petrol vb…) Kafkaslarda ve Ortadoğu’da yeterince bulunmaktadır. Buralara gidecek yok yine Türkiye’den geçer.

Ayrıca Türkiye’nin genç bir nüfusu vardır. Bu durum gelişmiş Avrupa ülkelerinde nüfusun büyük bir çoğunluğu yaşlı insanlardan oluşmaktadır. Bizdeki genç nüfus batıya umut vermektedir.

Bugün Türkiye’nin üzerinde bulunduğu coğrafi yerin önemi, bütün Dünyaca kabul edilmiştir. Hatta komşularımızın topraklarımızda gözü vardır. Bundan dolayıdır ki yeryüzünde tapusu en pahalı ülkelerden birisi de Türkiye’dir.

Bu topraklarda rahat yaşamak için Türkiye güçlü bir orduya sahiptir.

Devam edecek olursak; Türkiye’nin Marmara Denizi’ndeki İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı, Karadeniz’den Akdeniz’e, okyanuslara açılmak için adeta bir kilit durumundadır.

Çok eskilerden beri biliriz ki komşumuz Rusya’nın sıcak denizlere açılmak hayalleri vardır. Batıdaki komşumuz Yunanistan’ın da buna benzer emelleri vardır. Birinci Dünya Savaşı’nda İzmir’e asker çıkarmış, 12 adayı işgal etmiş ve Kıbrıs konusunda da sorunlar çıkarmıştır. Yunanistan’ın çok çok eskilerden beri Ege Denizi’ni bir Yunan Denizi haline getirme amacı vardır.

Güney komşumuz Suriye ile de Hatay sorunu yaşanmıştır. Suriye hâla Hatay’ı alma hayali peşindedir. Ayrıca bazı teröristleri besleyerek üzerimize göndermektedir.

Irak ile de pek fazla sorun yaşamazken Körfez Savaşı sırasında bazı olumsuz gelişmeler olmuştur. Onlarda bazı teröristleri besleyerek üzerimize göndermektedirler.

Doğu sınırımız olan İran sınırı en eski sınırımızdır. Yeni yeni iki ülke arasındaki rejim farklılıkları yüzünden bazen İran ile de aramız açılmaktadır.

Bulgaristan ise kendi sınırları içerisinde yaşayan Türk vatandaşlarını eritmeye çalışmış ve bu yüzden binlerce Türk Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.

Coğrafya’da Sürdürülebilirlik Kavramı

Bilgi Rehberi tarafından 6 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Tarımsal faaliyetin uzun dönemde verimliliği çevreyi koruyacak, ekonomik gelişmeyi sağlayacak, kırsal yaşam kalitesini yükseltecek şekilde yönlendirilmesidir.

Bir başka deyişle tarımın sürekli yapılabilme olanaklarına sahip olmasıdır.

Tarımsal çeşitlilik korunur ve bu tarıma konu olan ürünler gelecek nesillere aktarılır.

Çevreyi en fazla doğanın kendi kendini yenileyebileceği kadar doğadan faydalanmaktır. Bu kapsamda sürdürülebilirlik biyofiziksel işlemler ile ekosistemin devam eden üretkenliği ve fonksiyonu üzerinde odaklaşır. Aynı zamanda uzun dönemde kaynakların kalite ve üretkenliği, su ve toprak gibi fiziksel şartların korunması, genetik kaynakların korunması, biyolojik farklılıkların muhafaza edilmesi gibi konularda ekolojik sürdürülebilirlik kavramı içine girer.

Sosyal Sürdürülebilirlik

Gıda ve barınma gibi temel gereksinimlerin sürekli temini yanında güvenlik, eşitlik, özgürlük, eğitim, istihdam gibi kültürel ve sosyal zorunluluklarda karşımıza çıkar. Bu da çeşitli olumsuzlukları beraberinde getirir bu olumsuzlukların önlenmesi ve gerekli önlemlerin alınmasıdır. Örneğin; kırdaki olumsuz şartlardan dolayı kırdan kente göç yaşanmaktadır bu kırdan kente göçü önlemek.

Ekonomik Sürdürülebilirlik

Bir yatırım alanına gerektiği kadar yatırım yapmak ve bunun karşılığını alabilmektir. Başka bir deyişle insanların karnını doyurabilmek için yeteri kadar yatırım yapmak ve bu yatırımın karşılığını almaktır.

Süreklilikte ekonomik yaklaşım, tarımsal üretici açısından uzun dönemli faydayı hedefler ayrıca ekonomik performans, düşük tarımsal ürün fiyatları, azalan üretim, yüksek üretim maliyeti veya bunlara benzer olumsuz koşullar nedeniyle tarımsal işletmelerin varlığı ekonomik açıdan sürdürülebilirliği ortaya çıkaran faktörlerdir.

Ülkelerin doğa ve insana ait kapasiteleri ile ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını dengeleyecek şekilde yürütülen kalkınma şeklidir. Bir başka deyişle doğayla uyumlu kalkınma olarak da isimlendirilebilir.

Sürdürülebilir Gelişme

Gelecek nesillerin kendi gereksinimlerini karşılayabilmelerini tehlikeye atmadan bugünün ihtiyaçlarına karşılamaktır.

Dünya üzerindeki tarım alanlarında her türlü bitkiyi yetiştirmek mümkündür. Dünya tarımındaki en önemli özellik evrensel olmasıdır. Evrensel tarım demek “Tarımda Çeşitlilik” demektir.

Bir başka deyişle tarımın ticarete konu olması olayına Evrensel Tarım adı verilmektedir. Tarımın ticarete konu olmasıyla tarım yöntemleri gelişir ve tarımsal verim ve çeşitlilik artar.

Mustafa YİĞİT

www.cografya.org

Kaynak Göstermek Kaydıyla Kullanabilirsiniz.

Coğrafi Potansiyel

Bilgi Rehberi tarafından 6 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

Coğrafi potansiyeli açıklamak için ilk olarak coğrafya ve kelimelerinin anlamlarını ve tanımlarını yapmak gerekmektedir.

Bilindiği üzere coğrafya –geo ve –grapha Latin kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir ilim dalına verilen isimdir. Bu iki kelimeden –geo yer anlamına gelmekte grapha ise tasvir etmek anlamını içermektedir. Bu iki kelimenin birleşmesiyle ortaya çıkan coğrafya (geographa) kelimesinin anlamı da yeryüzünü tasvir etmek ifadesini bize açıklamaktadır. Bu açıklamalara göre coğrafya yeryüzünü fiziksel ve beşeri olarak açıklayan yorumlayan ve tasvir eden ilim dalına denmektedir. Bu tanımlara göre; “ Coğrafya, coğrafi yeryüzündeki fiziki beşeri ve ekonomik olayları, bu olayların karşılıklı etkileşimlerini, dağılışlarını ve dağılış sebeplerini inceleyen bir ilim dalıdır” şeklinde tanımlayabiliriz.

Coğrafya’nın kısa bir tanımına baktıktan sonra potansiyel kelimesinin anlamını açıklamak gerekir. Potansiyel güç anlamını ifade eder ve tam karşılığı gizli güçtür. Günümüzde de birçok alanda potansiyel kelimesi muhtelif unsurların gücünü ifade etmek için kullanmaktadır.

ise bu açıklamalardan ve tanımlardan sonra Coğrafya’nın gücü anlamını taşımaktadır. Burada ki coğrafyanın gücü, Coğrafya’nın belirli etkileri ve muhtelif etkileşimleri aksettirmektedir. Burada Coğrafya’nın gücünden asıl kanıt, coğrafyanın pek çok imkânlara sahip olduğu anlamına gelir.

Coğrafya’nın gücü anlamını verdiğini söylediğimiz coğrafi potansiyeli iki ana grup altında açıklamak gerekir. Bunlar;

1)

2)

FİZİKİ POTANSİYEL

Coğrafi potansiyeli ikiye ayırarak yaptığımız sınıflandırma tıpkı coğrafyanın da fiziki ve beşeri olarak ikiye ayrılmasında ki gibidir.

Yapı ve rölyef, inceleme yapacağımız arazinin yapısal özelliklerini yani tabakalaşma durumunu, oluşum özelliklerini, litolojik birimlerin arazinin strüktürüne etkisini inceler. Rölyef ise, arazinin topografya sathı üzerindeki özelliklerini açıklar. Diğer bir ifadeyle dağları, vadileri, ovaları, birikinti konilerini aşınım ve biriktirme şekillerini incelemektedir.

Yapı ve rölyefin coğrafi potansiyeli ise, arazinin etkileşimde olduğu coğrafi potansiyel konusuna etkisini ifade eder. Örnekle açıklamak gerekirse; Susurluk havzasında coğrafi potansiyelin yerleşme hayatına etkisi adlı bir araştırma konusunda, fiziki coğrafi potansiyel unsurlarından yapı ve rölyef yerleşme hayatına etkisini açıklamak gerekir. Bu etki arazideki zeminin yerleşmeye uygun olup olmadığını, yapının geçirimli olup olmadığı, zeminin etüt çalışmaları sonucu sismisitenin yerleşme ye etkisi gibi özellikleri ele almak gerekir. Yapıyı meydana getiren formasyonlarda bu konuda önemli bir unsuru oluşturmaktadır.

Fiziki potansiyelin içinde belirttiğimiz iklim, fiziki potansiyelin en önemli unsurlarından biridir. Gerek etkilediği alan bakımından gerek, yaptığı etki bakımından, gerekse de etkilediği süre bakımından iklim fiziki potansiyelin gücünün büyük bir kısmını oluşturmaktadır.

İkliminde kendi alanı içinde farklı unsurlara sahip olması, bu unsurlarında farklı etkilere ve etkileşimlere sahip olması iklimin coğrafi potansiyeldeki önemi açıkça ortaya koymaktadır. Yağış, basınç, buharlaşma, sıcaklık şartları, rüzgârlar ve birçok iklim unsuru bu konuda önemli rol oynar.

İklimin en önemli unsurlarından biri olan sıcaklık, coğrafi potansiyel olarak ya da gruplandırdığımızda fiziki potansiyel olarak en büyük etkiyi yapmaktadır. Çünkü bir yerdeki sıcaklık şartları orada bulunan birçok alanı etkilemektedir. Sıcaklık şartlarının sıcak, çok sıcaklık, ılıman, soğuk veya çok soğuk olması birçok alanı birden etkiler. Aynı şekilde iklimin diğer bir unsuru olan yağışta farklı yağış tiplerinin faklı zamanlarda farklı miktarlarda düşmesinin de bir potansiyeli olup, bu potansiyelde yukarı da verdiğimiz örnekte olduğu gibi birçok alanı etkilemektedir. İklimin diğer unsurları da baştaki örneklerle birlikte hem yeryüzünü yani topografyayı etkilemekte ve hem de topografya sathı altında da dolaylıda olsa bir etkileşme yol açmakta ve bu satıhların şekillenmesinde bir potansiyel oluşturmaktadır. Bu unsurlarla etkileşim sürecinde olurken aynı zamanda faklı etkileşim ve farklı şartlarla beşeri coğrafya içinde büyük bir potansiyel oluşturmaktadır.

İklimin etkileşimde olup farklı bir potansiyel olarak ortaya çıkan bitki örtüsü de fiziki coğrafyanın yanında beşeri coğrafyada da bir potansiyel oluşturmaktadır. Bitki örtüsü dediğimiz flora iklime bağlı olarak dünyanın farklı yerlerinde çeşitlilik göstermektedir. İşte bu çeşitlilik ve farklı dağılışta coğrafyada büyük bir potansiyeli oluşturmaktadır. Potansiyel olarak ele aldığımız bitki örtüsü bir araştırma konusunda yörenin veya bölgenin coğrafya ile etkileşimde olan bütün alanlarda etkili olur. Bu alanlarla olan etkileşimi sonucunda da ortaya çıkardığı potansiyel karşımıza gelir. Gerçek anlamda zoocoğrafya konusuna giren hayvanların yaşayışı dağılışı ve coğrafya ile olan etkileşimi aslında bitki örtüsüyle bir beraberlik içindedir. Zaten araştırma konularında flora ve fauna olarak ele aldığımız bu iki fiziki coğrafya unsuru birbirleriyle etkileşimde bulunup potansiyellerini de ortaya koymaktadır.

Hidrografik potansiyel ise fiziki coğrafyanın potansiyeli konusunda diğer unsurlar gibi büyük bir etkiye sahiptir. Hidrografik unsurlar ilk olarak yapı ve rölyeften ve de iklimden etkilenirler. Bu unsurlara bağlı olarak da farklılık gösterir. Bu unsurların etkileşimiyle birliktede kendi potansiyeli ortaya çıkmaktadır.

BEŞERİ POTANSİYEL

Coğrafi potansiyeli ikiye ayırdığımızda karşımıza çıkan ikinci coğrafi potansiyel beşeri potansiyeldir. Her şeyden önce beşeri potansiyelin varlığı fiziki potansiyelin varlığına bağlıdır. Coğrafyada unsurlar birbirleriyle etkileşimde olurken bazı unsurların varlığı da başka unsurların varlığına bağlıdır. Beşeri potansiyelde açıklamalarda olduğu gibi fiziki potansiyelle etkileşim içersindedir. Beşeri potansiyelde kendi içersinde farklı unsurlara sahip olup bu unsurlarında her birinin potansiyelleri mevcut bulunmaktadır. Beşeri coğrafyanın alt dalları olan demografik yapı yani nüfus, tarım, sanayi, ulaşım, turizm, gibi konular beşeri potansiyeli unsurlarını oluşturmaktadır.

Beşeri potansiyelde ilk olarak nüfusu ele almamız gerekmektedir. Bir araştırma konusunda belirlediğimiz sahanın nüfusu her şeyden önce fiziki coğrafyayla etkileşimde olup bu alanın unsurlarına bağlı olarak açıklanmaktadır. Çünkü beşeri potansiyele başlarken, beşeri potansiyelin varlığı fiziki potansiyelin varlığına bağlıdır demiştik. Bu cümleden de anlaşılacağı üzere nüfusta bu unsurlar göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır.

Bir bölgenin, ilin, ülkenin nüfusu, nüfusun dağılışı yoğunluğu gibi unsurların her biri bir potansiyeli oluşturmaktadır. Fakat bu potansiyelin olumlu veya olumsuz olarak mı etki yapacağı değişmektedir. Bunun nedeni de tabii ki coğrafi ve birçok alanda olduğu ülkeler, bölgeler ve şehirler arasındaki farklılıktır. Nüfus potansiyeli dediğimizde incelediğimiz bölgedeki insanların nüfus yoğunluğu, doğurganlık oranı, etnik yapısı, dilleri, dinleri gibi birçok unsuru da ele alıp değerlendirdikten sonra potansiyel kavramını nüfus yapısı içinde daha iyi anlayabilmekteyiz.

Beşeri potansiyelin unsurlarından tarım, sanayi ulaşım vb. gibi türlerde de aynı özellikler dikkati çekmektedir. İlk olarak bu unsurların varlığı her şeyden önce fiziki coğrafyanın varlığına bağlıdır. Tarım, bitki örtüsü iklim arazinin yapısı gibi fiziki coğrafyanın unsurlarına bağlı olarak oluşmakta ve kendi potansiyellerini göz önünü koymaktadırlar. Sanayi içinde tarımda saydığımız özellikler geçerli olacaktır.

Hazırlayan: Esra COŞAR

Türkiye’de Jeotermal Enerji

Bilgi Rehberi tarafından 5 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

kaynak kısaca yer ısısı olup, yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazlardır. ise jeotermal kaynaklardan doğrudan veya dolaylı her türlü faydalanmayı kapsamaktadır.

“Jeotermal Enerjinin kullanım amaçlı değerlendirilmesi insanoğlunun doğal yaşam sürecinin devamını sağlar”

Jeotermal yeni, yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmeyen, ucuz, güvenilir, çevre dostu, yerli ve yeşil bir türüdür.

Jeotermal Enerjinin Kullanıldığı Alanlar

A – Elektrik Enerjisi üretimi

B – Merkezi ısıtma, soğutma (Air-Conditioning), Sera ısıtması vb.

C – Endüstriyel amaçlı kullanım, proses ısısı temini, kurutma vb.

D – Kimyasal madde ve mineral üretimi, karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen vb.

E – Kaplıca amaçlı kullanım (Termal Turizm)

F – Düşük sıcaklıklarda (30 Derece) kültür balıkçılığı

G – Mineralli su olarak içilerek kullanımı v.b gerçekleştirilmektedir.

JEOTERMAL ENERJİ YENİ, YENİLENEBİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR ENERJİ KAYNAĞIDIR.

Yağmur, kar, deniz ve  magmatik suların yeraltındaki gözenekli ve çatlaklı kayaç kütlelerini besleyerek oluşturdukları jeotermal rezervuarlar, yeraltı ve reenjeksiyon koşulları devam ettiği müddetçe yenilenebilir ve sürdürülebilir özelliklerini korurlar. Kısa süreli atmosferik koşullardan etkilenmezler.

Ancak, jeotermal rezervuarlardan yapılan sondajlı üretimlerde jeotermal akışkanın çevreye atılmaması ve rezervuarı beslemesi bakımından, işlevi tamamlandıktan sonra tekrar yeraltına gönderilmesi (reüenjeksiyon) zorunludur.

Re-enjeksiyon birçok ülkede yasalarla zorunlu hale getirilmiştir.

Niçin Jeotermal Enerji sorusuna verilebilecek en iyi cevaplar;

- YENİLENEBİLİR, SÜRDÜRÜLEBİLİR, TÜKENMEYEN ENERJİ

- ÖZVARLIĞIMIZ, DOĞAL KAYNAK

- TEMİZ, ÇEVRE DOSTU (Yanma teknolojisi kullanılmadığı için ve sıfıra yakın emisyon)

- ÇOK AMAÇLI ISITMA UYGULAMALARI İÇİN İDEAL (konutta, tarımda, endüstride, sera ısıtmasında vb.)

- METEOROLOJİK KOŞULLARDAN BAĞIMSIZ (Rüzgar, Yağmur, Güneş v.b.’den bağımsız)

- HAZIR ENERJİ

- FOSİL VE DİĞER ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARINA GÖRE ÇOK DAHA UCUZ

- ARAMA KUYULARI ÜRETİM VE BAZEN REENJEKSİYON KUYULARINA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR

- GÜVENİLİR (Yangın, patlama, zehirleme riski yok)

- VERİMLİLİK %95’İN ÜZERİNDE

- MİNİMUM ALAN İHTİYACI (Hidro, Güneş vb’nin tersine)

- KOLAY VE HIZLI DEVREYE ALMA, İŞLETME VE BAKIM (6 ay – 1 yıl), uzun tesisat ömrü

- JEOTERMAL LOKAL BİR ENERJİ OLDUĞU, İTHALİ VE İHRACI VE ULUSLARARASI BİR FİYATI OLMADIĞI İÇİN SAVAŞLARA VE ULUSLARARASI PROBLEMLERE NEDEN OLMAZ.

- JEOTERMAL ISITMA EVLERE FUEL-OİL, MAZOT, KÖMÜR, ODUN ATIKLARININ TAŞINMASINI ORTADAN KALDIRACAĞI İÇİN ŞEHİR İÇERİSİNDEKİ TRAFİĞİN  YÜKÜNÜ AZALTIR.

Jeotermal Enerji hakkında önemli gerçekler;

- Jeotermal akışkanı oluşturan suların meteorik kökenli oldukları için yeraltındaki rezervuar kayaları sürekli beslediğini, beslenmenin üzerinde kullanım olmadıkça jeotermal kaynakların tükenmesinin söz konusu olmadığını,

- Kuyu yoluyla elde edilen jeotermal akışkanın re-enjeksiyonunun sadece atıktan kurtulmak değil, aynı zamanda rezervuar parametrelerini korumak, jeotermal akışkanın ve ısının geri kazanımını sağlamak için yapıldığını, hatta re-enjeksiyonun birçok yabancı ülkede yasalar çerçevesinde zorunlu olduğunu,

- Dünya genelinde elektrik üretiminde Haziran 2005 itibariyle 8912 MWe’lık jeotermal kurulu gücün var olduğunu, doğrudan kullanımda bu kurulu gücün 27824 MWt olduğunu,

- Türkiye’nin jeotermal doğrudan kullanımda son 5 yılda dünya genelindeki en büyük  gelişmeyi göstererek 11. sıradan 5 sıraya yükseldiğini

JEOTERMAL ENERJİNİN GEÇMİŞİ

· M.Ö. 10.000 Jeotermal akışkandan Akdeniz Bölgesi’nde çanak, çömlek, cam, tekstil, krem imalatında yararlanıyorlardı.

· M.Ö. 1.500 Romalı’lar ve Çin’liler doğal jeotermal kaynakları banyo, ısınma ve pişirme amaçlı olarak kullanıyorlardı.

· 630 Japon İmparatorluğu’nda kaplıca geleneği yaygınlaştı.

· 1200 Jeotermal enerji ile mekân ve su ısıtması yapılabileceği Avrupa’lılar tarafından keşfedildi.

· 1322 Fransa’da köylüler doğal sıcak su ile evlerini ısıtmaya başladı.

· 1800 yine Fransa’da yerleşim birimlerinin jeotermal enerji ile ısıtılması yaygınlaştı.

· 1800 ABD’de kaplıcacılık hızla yaygınlaşmaya başladı.

· 1818 F. Larderel ilk defa jeotermal buhar kullanarak Borik Asit elde etti.

· 1833 P. Savi tarafından İtalya’daki Larderello Bölgesi’nin altındaki jeotermal rezervuarın yayılımı araştırıldı.

· 1841 İtalya (Larderello)’da yeni teknikler kullanılarak jeotermal kuyularının açılmasına başlandı.

· 1860 ABD (California)’da The Geysers tesisleri açıldı. (Yellow Stone Ulusal Parkı)

· 1870 ABD’de kaplıca ve benzeri yerlere büyük talep doğdu.

· 1891 ABD (Boise Idaho)’da ilk jeotermal bölge ısıtma sistemi uygulaması gerçekleşti.

· 1900 California (Calistoga)’da otuzdan fazla kaplıca merkezi açıldı.

· 1904 İtalya’da Larderello jeotermal buhardan ilk elektrik üretimi sağlandı.

· 1920 California (The Geysers)’de ilk jeotermal kuyular açıldı.

· 1929 Oregon (Klamath Falls)’da evler jeotermal enerji ile ısıtıldı.

· 1930 İzlanda’da büyük ölçekli merkezi ısıtma projesi çalışmaları başladı.

· 1930 İzlanda, ABD, Japonya ve Rusya’da jeotermal akışkanın kullanımı yaygınlaştı.

· 1943 İtalya (Larderello) jeotermal sahasından elektrik üretimi 132 MWe kapasiteye erişti.

· 1945 Süt pastörizasyonunda ilk kez jeotermal akışkandan yararlanıldı.

· 1945 ABD’de buzlanmaya karşı yer ısıtmasında, hacim ısıtmasında ve sera ısıtmacılığında jeotermal ısı kullanıldı.

· 1958 Yeni Zelanda’da Flash Metodu ile jeotermal elektrik üretimine başlandı.

· 1960 California (The Geysers) jeotermal alanında ticari elektrik üretimi için ilk kez kuru buhar kullanıldı.

· 1963 Türkiye’de ilk jeotermal sondaj kuyusu İzmir (Balçova)’de açıldı.

· 1966 Japonya’da ilk jeotermal elektrik santrali kuruldu.

· 1968 Türkiye’de elektrik üretimi amaçlı ilk jeotermal kuyu Denizli (Kızıldere)’de açılarak, Denizli (Kızıldere) jeotermal alanı keşfedildi.

· 1969 İkincil çevrim jeotermal teknolojiler ABD (California)’de başarı ile uygulandı.

· 1969 Fransa’da büyük jeotermal ısıtma projeleri başladı.

· 1970 Çin’de ilk kez elektrik üretiminde jeotermal akışkandan yararlanıldı.

· 1975 ABD (California)’de The Geysers jeotermal alanındaki kaynaklardan 500 Mwe’lık elektrik üretimi kapasitesine ulaşıldı.

· 1978 ABD (Nevada)’de ilk jeotermal gıda kurutma tesisi kuruldu.

· 1978 Meksika (New Mexico)’da kızgın kuru kayada jeotermal rezervuar oluşturulup test edilmeye
başlandı.

· 1979 Endonezya’da ilk jeotermal elektrik üretimi gerçekleştirildi.

· 1980 Batı Amerika’da bazı jeotermal elektrik santralleri kuruldu.

· 1981 Hawaii (Puna)’de kurulan jeotermal tesisler faaliyete geçti.

· 1982 Türkiye’de Aydın (Germencik) jeotermal alanı keşfedildi.

· 1983 Türkiye’de kuyu içi eşanjörlü ilk jeotermal ısıtma sistemi İzmir (Balçova)’de kuruldu.

· 1984 Türkiye’nin ilk ve Avrupa’nın İtalya’dan sonra ikinci jeotermal enerji santrali (20.4 MWe kapasiteli) Denizli (Kızıldere)’de hizmete açıldı.

· 1984 ABD (Oregon)’de mantar yetiştiriciliğinde jeotermalden yararlanıldı.

· 1985 Jeotermal elektrik santrallerinde yaklaşık 2.000 MW’lık elektrik üretim kapasitesine ulaşıldı.

· 1987 ABD (Nevada)’de jeotermal akışkan altın üretiminde kullanıldı.

· 1987 Türkiye’nin ilk jeotermal merkezi ısıtma sistemi Balıkesir (Gönen)’de işletmeye açıldı.

· 1990 ABD’de jeotermal elektrik üretimi kurulu kapasitesi 3.000 MWe’e yükseldi.

· 1992 Dünya’da 21 ülkede jeotermal elektrik üretimi yaklaşık 6.000 MWe’e ulaştı.

· 1996 Türkiye’de 15.000 konut ana kapasiteli İzmir (Balçova) jeotermal merkezi ısıtma sistemi devreye girdi.

· 2000 Tüm Dünya’da jeotermalden yaklaşık 8000 MWe jeotermal elektrik ve 17.000 MWt civarında jeotermal doğrudan kullanım gerçekleştirildi.

· 2001 Türkiye’nin jeotermal kurulu ısıtma gücü 493 MWt’e ulaştı. Türkiye böylece jeotermal elektrik dışı uygulamalarda Dünya’nın 5. büyük ülkesi durumuna geldi.

Akdeniz İkliminin Gördüğü Yerlerdeki Maki Türleri

Bilgi Rehberi tarafından 5 Mayıs 2010 tarihinde yazılmıştır.
Yorum Yok

görülen yerlerde kızılçam ve makiler görülür; ancak kızılçamların yok edilmesiyle makiler artmaktadır ve bu nedenle bu alanlarda türleri çoğalmıştır. Tespit edilen yaklaşık 18 tür çeşidi vardır.

1-

2-Sandal

3-

4-Süpürge Çalısı

5-Menengiç

6-

7-

8-Keçi Boynuzu

9-Pırnal Meşesi

10-Boz pırnal Meşesi

11-Kermez Meşesi

12-Delice

13-

14-Erguvan

15-Katran Ardıcı

16-

17-Tespih

18-Katır Tırnağı

Telif Hakları Saklıdır 05.05.2010 © www.e-bilgi.net
Tema: PophoV2 Anarsik Cocuk | Altyap?: Wordpress Webmaster: Mustafa Yigit
Oyunlar - Beceri Oyunlari - Araba Oyunlari -